Enerji Dönüşümünde Bölgesel Farklılıklar Öne Çıkıyor

Wind turbines near a modern building at sunset on a flat, grassy landscape.

Bain & Company’nin 2026 raporu, enerji dönüşümünde elektrik talebi, fosil yakıtlar ve kritik madenlerin belirleyici olacağını ortaya koyuyor.

Bain & Company tarafından yayımlanan “Küresel Enerji ve Malzeme Görünümü 2026” raporu, dünya genelinde enerji dönüşümünün bölgesel dinamikler ve ekonomik gerçeklikler doğrultusunda farklı yönlerde ilerlediğini ortaya koydu.

Rapora göre küresel elektrik talebinin 2040 yılına kadar %40 ile %70 arasında artabileceği öngörülüyor. Bu artışın temel nedenleri arasında yapay zekâ ve veri merkezlerinden çok; gelişmekte olan ülkelerde artan sanayileşme ve soğutma ihtiyacı gösteriliyor.

Elektrik Talebinde Güçlü Artış Bekleniyor

Bain & Company tarafından hazırlanan raporda, küresel enerji sisteminin 2040’a kadar üç farklı senaryo üzerinden şekillenebileceği belirtiliyor.

Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de elektrik tüketimi 2025 yılında bir önceki yıla göre %2,1 arttı. Sanayileşme, kentleşme ve elektrifikasyon eğilimlerinin sürmesiyle birlikte elektrik talebindeki yükselişin önümüzdeki dönemde de devam etmesi bekleniyor.

Bu büyümenin; iletim ve dağıtım altyapısı yatırımları ile enerji ekipmanları tedarik zincirlerinde yeni kapasite ihtiyaçlarını beraberinde getireceği ifade ediliyor.

Fosil Yakıtlar Önemini Koruyor

Raporda, yenilenebilir enerji yatırımlarındaki artışa rağmen fosil yakıtların küresel enerji arzındaki payını korumaya devam edeceği vurgulandı.

En iyimser düşük karbon senaryosunda bile fosil yakıtların enerji arzındaki payının 2040 yılında %52 seviyesinde kalacağı, mevcut dinamiklerin devam ettiği senaryoda ise bu oranın %72’ye ulaşabileceği belirtiliyor.

Türkiye açısından ise enerji arz güvenliğinde kaynak çeşitliliğinin kritik rol oynadığına dikkat çekiliyor. Özellikle doğal gaz tedarikinde farklı kaynak ve güzergâhların kullanılması ile yerli hidrokarbon arama faaliyetlerinin stratejik önem taşıdığı ifade ediliyor.

Kritik Madenlerde Arz Güvenliği Öne Çıkıyor

Raporda, temiz enerji teknolojileri için kritik öneme sahip lityum, bakır ve kobalt gibi minerallerin küresel rekabetin merkezine yerleştiği belirtildi.

2030 sonrası dönemde batarya talebindeki hızlı artışın kritik minerallerde arz açıklarına yol açabileceği değerlendirilirken, enerji dönüşümünün ihtiyaç duyduğu alt değer zincirlerinde dışa bağımlılığın azaltılmasının ülkeler açısından stratejik önem taşıdığı vurgulandı.

Çin Enerji Dönüşümünün Merkezinde

Rapora göre Çin, dünyanın en büyük sera gazı salımcısı olmayı sürdürse de aynı zamanda enerji dönüşümünün en güçlü aktörlerinden biri konumunda bulunuyor.

2040 yılına kadar küresel güneş ve rüzgâr enerjisi üretiminin %30’dan fazlasının tek başına Çin tarafından gerçekleştirilmesi bekleniyor.

Bain & Company Türkiye Yönteici Ortağı Onur Candar, enerji dönüşümünde belirsizliklerin şirketler açısından yeni riskler yarattığını belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Türkiye enerji dönüşümünde artık yeni bir faza geçmiş durumda. Yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlı büyümesi önemli bir başarı göstergesi olsa da, bundan sonraki dönemde şebeke esnekliği, depolama teknolojileri, iletim ve dağıtım altyapısı gibi alanlara yapılacak yatırımlar belirleyici olacak.”

Candar ayrıca şirketlerin, operasyonel dayanıklılıklarını artıracak ve uzun vadede “pişmanlık yaratmayacak hamlelere” odaklanması gerektiğini ifade etti.